
Merkez Bankası, Türkiye’nin kısa vadeli dış borç stokunu haziran sonu itibarıyla 170 milyar 722 milyon dolar olarak açıkladı. Vadesine bir yıl veya daha az kalan borçları kapsayan ve önümüzdeki 12 ayda ödenmesi ya da yeniden yapılandırılması gereken dış borç stoku ise 239 milyar 534 milyon dolar oldu.
Bu tutar, mayıs sonundaki yaklaşık 242 milyar dolarlık seviyeye göre 2,5 milyar dolar azaldı. Ancak geçen yılın aynı döneminde 220,3 milyar dolar olan bir yıl içinde ödenmesi gereken dış borç tutarına göre yaklaşık 20 milyar dolarlık artış söz konusu.
HER 100 DOLAR BORCUN 65’İ ÖZEL SEKTÖRÜN
Bir yıl içinde çevrilmesi gereken dış borcun yaklaşık yüzde 65’i, bankalar ve şirketlerden oluşan özel sektörün üzerinde bulunuyor.
Özel sektörün toplam dış borç yükümlülüğü 155 milyar 327 milyon dolar seviyesinde. Bunun 82 milyar 590 milyon doları finansal olmayan kuruluşlara, yani reel sektör şirketlerine ait. Özel bankaların yükümlülüğü ise 65 milyar 289 milyon dolar.
Başka bir ifadeyle, Türkiye’nin önümüzdeki bir yıl içinde çevirmesi gereken her 100 dolarlık dış borcun yaklaşık 65 dolarlık kısmını özel sektör üstleniyor. Bu tablonun içinde reel sektör şirketlerinin payı ise özellikle dikkat çekiyor.
Kamu sektörünün bir yıl içinde çevirmesi gereken toplam dış borç 61 milyar 113 milyon dolar. Bunun 45 milyar 946 milyon dolarlık bölümünü kamu bankalarının borçları oluşturuyor. Genel hükümetin borcu 11 milyar 62 milyon dolar seviyesinde bulunurken, Merkez Bankası’nın doğrudan kısa vadeli yükümlülüğü 23 milyar 94 milyon dolar.
REZERVLER BORCUN TAMAMINI KARŞILAMIYOR
Merkez Bankası’nın brüt rezervleri son dönemde toparlanarak 183 milyar dolar seviyesine yükselse de bu tutar, bir yıl içinde çevrilmesi gereken 239,5 milyar dolarlık dış borcun tamamını karşılamıyor.
Buna göre brüt rezervlerin kısa vadeli dış borca oranı yaklaşık yüzde 76 seviyesinde kalıyor. Uluslararası finans çevrelerinde kullanılan Guidotti-Greenspan kriteri, ülkelerin brüt rezervlerinin en az bir yıllık kısa vadeli dış borcu karşılayabilmesini esas alıyor.
Dünya Gazetesi’nden Naki Bakır‘ın aktardığına göre, küresel likidite koşullarının sıkı olduğu mevcut ortamda Türkiye’nin dış borcunu sorunsuz çevirebilmesi için risk priminin düşük tutulmasının ve yabancı sermaye girişlerinin devam etmesinin kritik olduğunu belirtiyor.
ASIL RİSK REEL SEKTÖRDE
Dış borç tablosunda dikkat çeken en önemli unsurun reel sektörün taşıdığı 82,6 milyar dolarlık yük olduğu ifade ediliyor.
Bankalar ve kamu kesiminin dış borçlarını yenileme konusunda şirketlere kıyasla daha güçlü mekanizmalara sahip olduğu belirtilirken, reel sektör firmalarının aynı imkanlara sahip olmadığına dikkat çekiliyor.
Bankalar, uluslararası finans kuruluşları ve muhabir bankalarla uzun süredir devam eden kurumsal ilişkileri sayesinde sendikasyon kredilerini yenileme konusunda daha avantajlı durumda. Şirketlerin ise uluslararası piyasalardan doğrudan sağladığı ticari krediler ve tahvil finansmanında aynı ölçüde otomatik bir yenileme mekanizması bulunmuyor.
Özellikle döviz geliri sınırlı olan ancak döviz cinsinden borçlanan şirketler açısından kur hareketleri önemli bir risk oluşturuyor. TL’nin değer kaybetmesi, döviz açık pozisyonu bulunan şirketlerin bilançolarında ciddi zararlara yol açabilir.
BORÇ MALİYETİ ÜRETİMİ DE ETKİLEYEBİLİR
Uzmanlar, reel sektörün dış borç çevirmekte zorlanmasının yalnızca finansal göstergeleri değil, doğrudan üretim ve istihdamı da etkileyebileceğine dikkat çekiyor.
Yüksek faizler şirketlerin finansman maliyetlerini artırırken, nakit akışındaki sıkışıklık yatırımların ertelenmesine ve üretim kapasitesinin düşmesine neden olabilir. Tedarik zincirindeki ödemelerin aksaması ise sorunların diğer şirketlere yayılmasına yol açabilir.
Reel sektör açısından başlıca riskler; kur şoku nedeniyle oluşabilecek bilanço zararları, yüksek faiz ve nakit akışı baskısı, yatırımların azalması, tedarik zincirinde ödeme sorunları ile konkordato ve iflaslarda artış olarak sıralanıyor.
KAMU BANKALARININ BORCU DA DİKKAT ÇEKİYOR
Genel hükümetin bir yıl içinde çevirmesi gereken dış borcun 11 milyar dolar civarında olması, kamu kesiminin dış borç açısından düşük risk taşıdığı izlenimi yaratabiliyor. Ancak kamu bankalarının yaklaşık 46 milyar dolarlık dış borcu bu tabloyu değiştiriyor.
Uzmanlara göre son yıllarda piyasaların fonlanması, kredi mekanizmalarının desteklenmesi ve finansal politikaların uygulanmasında kamu bankalarının üstlendiği rol, dış finansman riskinin önemli bir bölümünün kamu bankalarının bilançolarında toplanmasına neden oldu.
“ASIL MESELE BORCUN ÇEVRİLMESİ DEĞİL, MALİYETİ”
Uzmanlar, olağanüstü bir küresel kriz yaşanmadığı sürece Türkiye’nin önümüzdeki bir yıl içinde vadesi gelen dış borcunu büyük ölçüde çevirebileceğini belirtiyor. Ancak kritik noktanın borcun çevrilip çevrilemeyeceğinden çok hangi maliyetle çevrileceği olduğu ifade ediliyor.
Kamu ve özel bankaların toplam 111 milyar doların üzerindeki dış borcunun önemli bölümünü sendikasyon kredileri oluştururken, bankaların uluslararası finans kuruluşlarıyla kurumsallaşmış ilişkileri borç yenileme imkanlarını güçlendiriyor.
Buna karşılık şirketlerin doğrudan uluslararası piyasalardan sağladığı ticari krediler ve tahvil finansmanında aynı otomatik yenileme mekanizması bulunmuyor. Küresel ekonomide yaşanabilecek bir yavaşlama veya Türkiye’de şirketlerin nakit akışının daha fazla bozulması, bazı büyük şirketlerin dahi borçlarını çevirmekte zorlanmasına ve bunun tedarik zinciri üzerinden diğer şirketlere yayılmasına neden olabilir.
Bu nedenle önümüzdeki dönemde Türkiye ekonomisi açısından yalnızca toplam dış borç miktarı değil, borcun hangi kesimin üzerinde bulunduğu ve hangi maliyetle yenilendiği belirleyici olacak. Özellikle her 100 dolarlık dış borcun yaklaşık 65 dolarının özel sektör tarafından taşınması ve bunun içinde reel sektörün 82,6 milyar dolarlık yükümlülüğünün bulunması, finansman koşullarındaki olası bozulmanın üretim ve istihdam üzerindeki etkisini kritik hale getiriyor.
Odatv.com






