Anasayfa / Günün Haberleri / Netflix’in The Truthers filmi neyi sorguluyor | Gözde Sula

Netflix’in The Truthers filmi neyi sorguluyor | Gözde Sula


Netflix‘in 24 Temmuz’da dünya genelinde yayına aldığı İspanyol yapımı The Truthers (Şüphe Sarmalı), son günlerin en çok konuşulan psikolojik gerilimlerinden biri oldu.

Filmin yönetmen koltuğunda daha önce ‘Gangs of Galicia’ ve ‘The Mess You Leave Behind’ gibi yapımları yöneten Roger Gual oturuyor. Senaryoyu ise Netflix‘in başarılı İspanyol dizilerinden ‘Elite’in yaratıcıları Carlos Montero ile Darío Madrona birlikte kaleme almış. Yapımcı şirket yine Montero’nun kurduğu El Desorden Crea.

'Gerilim' adı altında algı yönetimi: Netflix neyin peşinde - Resim : 1

Film, annesinin şüpheli ölümünün ardından yıllardır uzak kaldığı aile evine dönen Ruth’un hikayesini anlatıyor. Ruth, eve döndüğünde emekliliğinden sonra büyük bir ilaç şirketi hakkında komplo teorilerini araştırmaya koyulan babası Martin ile yüzleşiyor. Ruth yalnızca babasının gerçeklikle bağını kaybettiğini düşünmüyor; annesinin ölümünden de şüphelenmeye başlıyor.

Klasik bir komplo gerilimi gibi ilerleyen The Truthers, aslında izleyiciyi başka bir tartışmanın içine çekiyor. Film, büyük bir ilaç şirketi etrafında örülen gizemi çözmekten çok, bu gizeme inanan bir insanın psikolojisine odaklanıyor: Kurduğu büyük komplonun ayrıntılarını araştırmak yerine karakterin zihinsel çözülüşünü merkeze alıyor. Hikaye boyunca Martin’in yıllardır sürdürdüğü araştırma neredeyse hiç açıklanmıyor. Seyirciye sürekli bir sır olduğu hissettiriliyor ancak bu sırrın ne olduğuna ilişkin somut bir çerçeve sunulmuyor.

'Gerilim' adı altında algı yönetimi: Netflix neyin peşinde - Resim : 2

Filmin merkezindeki olaylardan biri kayıp çocuk vakası: Ancak bu konu da muğlak bırakılıyor. Çocuğun nasıl öldüğü, ölümün gerçekten bir suçla mı bağlantılı olduğu yoksa bambaşka bir nedenle mi gerçekleştiği netleşmiyor. Aynı belirsizlik Ruth’un annesinin ölümü için de geçerli.

Hikayeyi harekete geçiren iki temel ölüm vakası, filmin sonunda dahi açıklığa kavuşmuyor.

Buna karşın senaryo, Martin’in gerçeklikle ilişkisini giderek daha fazla sorguluyor. İzleyici, bir yandan onun anlattıklarının doğru olabileceğine dair sinyallerle karşılaşırken, diğer yandan paranoyaya sürüklenen ve çevresiyle bağını kaybeden bir karakter izliyor.

Başka bir deyişle film, kurumsal güçlere yönelik kuşku ile bireysel paranoyayı aynı dramatik düzlemde ele alıyor. Senaryo, komplo teorilerinin hangi toplumsal koşullarda ortaya çıktığını, insanların neden kurumlara güvenini yitirdiğini ya da Martin’in şüphelerinin nasıl oluştuğunu derinleştirmiyor.

Peki bu komplo teorileri neler, bakalım:

Öncelikle tamamen hayal ürünü başlıklardan oluşmadığını belirtmekte fayda var.

Martin’in peşine düştüğü iddialar tek bir kaynaktan beslenmiyor. Senaryo, birbirinden farklı teorileri bir araya getirmiş.

Martin’e göre büyük ilaç şirketi Certyx, kaybolan çocukları kaçırıyor, onları gizli tesislerde deneylerde kullanıyor ve daha sonra bütün izleri ortadan kaldırıyor. Yer altı tünelleri, gizli laboratuvarlar ve örtbas edilen ölümler bu denklemin parçaları…

Bu iddiaların bir bölümü, son yıllarda özellikle sosyal medyada yaygınlaşan QAnon benzeri komplo teorilerini çağrıştırıyor. Yer altı tünellerinde çocukların tutulduğu, gizli laboratuvarlarda deneyler yapıldığı ya da seçkin grupların çocuk kaçırdığı yönündeki iddialar resmi olarak doğrulanmadı, bununla beraber iddiaları çürütecek bir bilgi ya da kanıt da sunulmadı.

Ancak Epstein belgeleri ile ortaya çıkan türlü sapkınlığı dünya kanı donmuş halde izlerken hiçbir anlatının abesle iştigal olmadığını düşünmek gerek…

Filmin aynı potaya koyduğu diğer başlık deneyler:

İlaç şirketlerinin etik dışı deneyler yürüttüğü, klinik araştırmalarda şeffaf davranmadığı, olumsuz sonuçları gizlediği veya kamuoyunu yanıltmaya çalıştığı yönündeki tartışmalar onlarca yıldır bilim dünyasının, gazetecilerin ve yargının gündeminde yer alıyor. Geçmişte hem devlet destekli insan deneyleri hem de ilaç sektöründe açılan davalar, kurumsal yapılara duyulan güvenin neden zedelendiğini gösteren çok sayıda örnek ortaya koydu. ABD’de 1932-1972 yılları arasında yürütülen Tuskegee frengi deneyinde yüzlerce siyahi erkek, hastalığın seyri gözlemlenebilsin diye tedaviden mahrum bırakıldı. CIA’in MKUltra programı kapsamında ise çok sayıda kişi bilgisi ve rızası olmadan psikoaktif maddelerle deneylere tabi tutuldu. Daha yakın dönemde ise Purdue Pharma, opioid ağrı kesicilerinin bağımlılık riskini küçümsediği gerekçesiyle milyarlarca dolarlık hukuki uzlaşmaların tarafı oldu. Pfizer da 2009 yılında ilaçlarını onaylanmamış kullanım alanlarında pazarladığı gerekçesiyle ABD tarihinin en büyük sağlık dolandırıcılığı uzlaşmalarından birini kabul etti.

The Truthers tüm bu teorileri Martin’in zihninin bir parçası haline getirerek psikolojik bir vaka gibi veriyor. Böylece tartışmanın odağı, kurumsal güvensizliğin nedenleri olmaktan çıkıp, bu güvensizliği yaşayan bireyin psikolojisine kayıyor.

Bununla beraber hangi kuşkuların meşru, hangilerinin ise paranoya olarak kodlandığına ilişkin kültürel bir anlatı da üretiyor.

İtalyan düşünür Antonio Gramsci’nin ‘kültürel hegemonya’ kavramını hatırlayalım: Gramsci’ye göre egemenlik yalnızca siyaset ya da ekonomi üzerinden kurulmaz; hangi fikirlerin ‘makul’, hangilerinin ‘uç’, hangi itirazların ‘meşru’, hangilerinin ‘irrasyonel’ olduğuna dair ortak kabuller de kültürel üretim aracılığıyla şekillenir.

Dünyanın en büyük dijital yayın platformu olan Netflix, eğlence üreten bir şirket olduğu kadar küresel ölçekte hikayeler anlatan, toplumsal algıyı etkileme gücüne sahip kültürel aktörlerden biri. Bu nedenle platformun seçtiği anlatılar hangi düşünme biçimlerini normalleştirdiği açısından da tartışılıyor.

Elbette bu, Netflix’in kurumsal eleştirileri bilinçli olarak bastırdığı ya da belirli bir ideolojik ajandayla hareket ettiği anlamına gelmiyor.

Ama anlattığı hikaye ile hangi kuşkuların araştırılmaya değer, hangilerinin ise zihinsel bir sapma olarak görüleceğine ilişkin kültürel sınırların çizilmesine katkıda bulunuyor olacağını göz ardı etmemek gerek…

Tartışma, bir filmin başarısı ya da başarısızlığından ziyade, dijital platformların küresel ölçekte neleri meşrulaştırdığı, neleri etkisizleştirdiği sorusunda düğümleniyor.

Gözde Sula

Odatv.com

Cevap bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir