
FETÖ, Adnan Oktar çevresi, Süleymancılar, Alparslan Kuytul yapısı şu gerçeği gösterdi:
Dini örgütlenmenin yanında para, şirket, gayrimenkul gibi geniş mal varlığı ağları insanın aklına şu soruyu getiriyor:
-Maneviyatı, kanaati, dünya nimetlerine mesafeyi öğütleyen topluluklar neden böylesine büyük maddi yapılar kuruyor? Bu soru yeni değil:
Erken İslam tarihinde, dini toplulukların zamanla maddi kurumlar oluşturması, bugünün cemaatleriyle başlamıyor.
Siyasi-dini gruplaşmalar, ilim halkaları ve dünyaya-servete mesafeli zühd çevreleri vardı…
Zamanla ribât (sınır karakolundan dini barınma merkezine dönüşen yapı) ve hankâh (dini toplulukların birlikte yaşadığı ve eğitim gördüğü kurum) gibi yapılar ortaya çıktı…
Emevî ve özellikle Abbasi döneminde bağışlar ve gelir tahsisleri yaygınlaştıkça dini-siyasi çevreler ve ilim kurumları düzenli maddi kaynaklara kavuştu…
Selçuklular bu süreci yeni aşamaya taşıdı: Medrese ve hankâhlar, kendilerine tahsis edilen dükkân, arazi, köy ve başka gelir kaynaklarıyla kurumsal yapılara dönüştü.
Fakat kurum büyüdükçe para yalnızca dini faaliyeti yaşatan kaynak olmaktan çıktı; insanları bir arada tutan, nüfuzu genişleten ve giderek güç üreten araç oldu…
Yani maddi kaynak kurumu yaşatırken güç üretmeye başladı.
Devam edeyim:
PARANIN DEĞİŞTİRDİĞİ İLİŞKİ
Dini yapıların mal edinmesini başlangıçtan itibaren “servet tutkusu” diye açıklamak tarihsel gerçeği ıskalar…
Claude Cahen İslam tarihini; toprağın kimde olduğunu, verginin nasıl toplandığını, gelirin nasıl dağıldığını, hangi kurumların hangi ekonomik kaynaklarla ayakta kaldığı açısıyla araştırdı…
Ekonomi, siyasal ve toplumsal yapıyı anlamanın anahtarlarından biriydi…
Bu açıdan bakıldığında bir medreseye, hankâha veya başka dini kuruma bırakılan arazi ya da dükkân yalnızca “hayır” değildi. Bir dini grubun toplum içindeki etkisini artırmasıydı.
Mülk böylece yalnız ekonomik değer taşımıyor, toplumsal ilişki üretme gücü kazanıyordu.
Nitekim Orta Çağ İslam dünyasında bazı dini önderler, büyük servetleri kontrol etti, bu paraları hayır işlerinin yanı sıra ticarette de kullandı.
Maxime Rodinson ise şu ayrımı yaptı: İslam’ın öğretileri ile Müslüman toplumların tarih içinde kurduğu ekonomik düzen aynı değildir!
İslam; kanaati, yardımlaşmayı, ölçülü yaşamayı öne çıkardı ancak bazı dini topluluklar, büyüyüp kurumlaştıkça para, mülk, gelir ve çıkar ilişkilerinin içine girdi. Yani manevi amaçlarla kurulan yapı da zamanla güçlü ekonomik örgütlenmeye dönüştü…
Bu nedenle soru, “Din para biriktirmeyi emrediyor mu” değildir. Asıl soru şudur:
-Dini otorite, maddi kaynakları nasıl topluyor, bu kaynakları kim yönetiyor ve ortaya çıkan ekonomik güç topluluk içindeki ilişkileri nasıl değiştiriyor?
Kuşkusuz itikat ekonomik çıkara indirgenemez ancak hiçbir dini kurum maddi ilişkilerden bütünüyle bağımsız değildir… Ve cemaatler büyüdükçe yeni soru ortaya çıkar:
-Mülk cemaati mi yaşatıyor yoksa artık cemaat mülkü mü yaşatıyor?
İNANÇTAN EKONOMİ-POLİTİK GÜCE
Sorumu tekrarlayayım:
Türkiye’de cemaatler nasıl oldu da zaman içinde böylesine büyük maddi kaynaklara ulaşabildi?
İlk sermayeleri para değil, insandır. İnanç ortaklığı güven yaratır. Güven; dayanışmayı, dayanışma ekonomik ilişkiyi büyütür. Manevi bağlılık, giderek kendi ekonomik dolaşımını devreye sokar…
İngiliz din sosyoloğu Bryan S. Turner’ın dini otorite üzerine çalışmalarının işaret ettiği önemli nokta burada anlam kazanıyor:
-Dini otorite artık yalnız din bilgisinden doğmuyor; örgütlenme ve toplumsal ağlara hâkim olma kapasitesi de gücün parçası haline geliyor…
Cemaat büyüdükçe çember genişliyor: İnsan bağışı, bağış cemaati, cemaat yeni insanları getiriyor. Bu dolaşım salt servet üretmiyor; örgüt ağı ve ekonomi, medya, kamuoyu oluşturma nüfuzu üretiyor… Mesele burada din sosyolojisinin sınırlarını aşıp siyasal güç sorununa dönüşüyor!
Bunun en uç örneğini FETÖ’de yaşadık; süreç darbe girişimine kadar vardı. Benzeri Osmanlı’da da oldu!
Bu nedenle cemaatlerin servetine yalnız kasadaki para veya tapudaki gayrimenkul olarak bakmak eksik kalır. Asıl mesele, maddi gücün hangi toplumsal ve siyasal güce çevrildiğidir…
Evet mesele, cemaatlerin ne kadar para biriktirdiğinden ibaret değildir; bu servetin nasıl örgütsel ve siyasal güce dönüştüğüdür.
Para büyüdükçe cemaat, cemaat büyüdükçe güç genişler. Bir noktadan sonra cemaat, sadece inancını yaşayan topluluk olmaktan çıkar; biriktirdiği maddi gücü daha fazla ekonomik ve siyasal nüfuz elde etmenin aracına dönüştürür…
Soner Yalçın
Odatv.com






